Home » istanbul escort » ÇEVREMİZİN ETKİLERİ

ÇEVREMİZİN ETKİLERİ

ÇEVREMİZİN ETKİLERİ.

-BİRİNCİ PİŞMANLIK-ÇEVREMİZİN ETKİLERİ
Bir cumartesi akşamüstü Anthonyyle tanıştığımızda henüz
otuzlu yaşlarının sonlarındaydı. Hasta olmasının dışında
koyu sarı, kıvırcık saçları ve doğal olarak dağınık bir havası
vardı. Genç birine bakıcılık edecek olmak benim için büyük bir
şanstı. Aramızda bir arkadaşlığın oluşması çok kolay olmuştu
ve içinde bulunduğumuz koşullara rağmen en başından beri
şakacı ve eğlenceli bir iletişimimiz vardı.
Kendinden küçük bir erkek, dört kız kardeşi, iş dünyasında
oldukça iyi bilinen bir ailesi vardı ve hayatı boyunca
şımarıkça yaşamıştı. Anthony istediği her şeye sahip
olabiliyordu ve genç bir adam olarak bu avantajını epeyce kullan-
mıştı. Fakat aynı zamanda ailesinin mali başarısını sürdürmek
konusunda büyük sorumlulukları da vardı. Üzerindeki
bu baskı tersine bir etki yaratmıştı ve sahip olduğu keskin
zekâya ve elindeki fırsatlara rağmen Anthony’ııin özsaygısı
çok düşüktü. Bunu esprileri ve haylazlığının altına çok iyi
saklıyordu. Anthony, ailesinin olmasını istediği kişi olamıyordu
ve ailenin en büyük oğlu olarak bu, üzerinde büyük
bir baskı yaratıyordu.
Yetişkinliğinin ilk yıllarını hızlı arabalar kullanarak, polis
tarafından takip edilerek, en pahalı eskort kızları tutarak ve
yoluna çıkan herkese sorun çıkararak geçirmişti. Bunlar, varlıklı
mahallelerde yaşayan genç adamların sıradan alışkanlıklarıydı.
Anthony’nin geçmişte yaptığı bazı şeyler pek de sevimli değildi.
Fakat özsaygısı oldukça düşük biri olduğu için umarsız bir
hayat yaşamış, hayata çok tehlikeli seviyelerde meydan okumuştu.
Bu hareketlerinden biri onu, zarar gören organları ve
bacakları yüzünden hastanede yatmak ve hem sağlığını hem
de bu sağlığın ona sağladığı özgürlüğü sonsuza dek kaybetme
riskiyle yüzleşmek zorunda bırakmıştı.
Doktorlar ona özgürlüğünü geri vermek için ellerinden geleni
yapıyordu ama işler pek de iyi gitmiyordu. Gerçi Anthony
kaderini kabullenmiş görünüyordu. Kendine muhtemelen kaLıcı
bir zarar verdiğinin bilincindeydi ve doktorlardan bir son raki
ameliyatın olabildiğince erken olmasını istemişti. Böylece
neler olacağını en kısa zamanda öğrenecekti. Birkaç cerrahi
müdahale yapıldı. İlk birkaç hafta boyunca, ben başında beklerken
ağrı kesiciler onu uyuttu. Bundan sonrası beklemek ve
tamamen iyileşmesini ummaktan ibaretti.
Benim ona kitap okumam bir alışkanlık haline geldi.
Bu, bir akşam bana ne okuduğumu sormasıyla başladı.
Daha önce Ortadoğu da yaşadığım zamanlarda orada daha
fazla vakit geçirmek istemiştim. Elimdeki kitap, bölgeyi ve
oranın tarihini zekice ve önyargısız bir bakışla anlatıyordu.
Bu ülkelerin bazılarında kadınların boyunduruk altında
yaşadığını ya da bu uluslardaki bazı radikallerin din adı
altında çok ileri gittiklerini reddetmesem de oradaki kültürün
ne yazık ki medyada hiç yansıtılmayan bir tarafını da
görmüştüm.
Bu sıcak kalpli insanların dünyası ailelerinin etrafında
dönüyordu ve bazıları, karşılaştığım en misafirperver ev
sahipleriydi. Kalplerini hemen açar ve sizi duraksamadan aralarına
alırlardı. Bu, o zamandan beri Avustralya’da tanıştığım o
bölgeden gelen insanlar için de geçerliydi. Bizler Batı da, özellikle de
yaşlılar söz konusu olduğunda aile bağlarımızı epeyce kaybetmiştik.
Bu sonuca birinci elden; ara sıra, düzensiz de olsa bakımevlerinde
çalıştığım zamanlarda orada kalan yalnız insanları
görerek varmıştım.
Başka kültürler ve hepimizin birbirimizden bu kadar farklı
yaşamayı seçmiş olmamız beni bi’ıyiilüyordu. Tabii o kültürlerin
keşfedilmeyi bekleyen muhteşem mutfakları da. Fakat diğer
açılardan birbirimize çok benziyorduk. Irkçılığı hiçbir zaman
anlayamamışımda. İnsanların büyük bir çoğunluğu birbiriyle
aynıdır, hepsi mutlu olmayı ister. Ve bir seviyede hepimizin acı
çeken yürekleri vardır.
Anthony, benim öğrenmekte olduğum şeyler hakkında daha
çok şey duymaya hevesliydi. Ben de ikimize bir demlik bitki
çayı yaptıktan sonra çayın aroması odayı doldururken ona kitabın
okuduğum bölümünde neler kaçırdığını anlattım. Sonra
okumaya devam ettim ama artık yüksek sesle okuyordum. Her
gün bu şekilde bir ya da iki saat geçiriyor ve ikimiz de bundan
keyif alıyorduk. Bu şekilde çokça hafta geçirdiğimiz için
Anthony’yi başka türlü karşısına çıkma imkânı bulunmayan
bir sürü kitapla tanıştırdım. Konuyu onun seçmesini önersem
de bana her seferinde benim okuduğum her neyse onu dinlemekten
memnun olacağını söylüyordu.
Ben de ona bazı ruhsal gelişim klasiklerini okudum. Bu kitaplar
hayattan, felsefeden ve kalıpların dışında düşünmekten bahsedi-
yordu. Kitaptan sonra ben onun ihtiyaçlarını giderirken aramızda
okunanlar üzerine doğal bir tartışma başlardı. Ben bu arada
kullanamadığı kolunu, sonra askıdaki kolunu kaldırır; kullanamadığı
bacağındaki bir yaraya pansuman yapar; ona yemeğini yedirir;
saçını tarar ve diğer kişisel bakım ihtiyaçlarını karşılardım.
Fakat sonunda hareketleri yüzünden kendine verdiği fiziksel
zararın ameliyatlarla tamamen iyileştirilemeyeceği ortaya
çıktı. Bazı şeyler düzeltilmişti. Fakat vücudunun bazı kısımları
hayatının sonuna kadar hasarlı kalacaktı. Bundan böyle hayatı
boyunca kişisel bakıma ihtiyacı olacağı için evine dönemiyordu.
O zaman bir bakımevine gitmeye karar verdi ve en azından
fiyatları ve broşürüne bakılırsa şehirdeki en iyi bakımevlerin
den birine kaydoldu.
Anthony artık donuk renkli duvarlar ve ölmekte olan, yaşlı
insanlarla çevrili genç bir adamdı. Bu korkunç bir ortamdı ve
ben, bu duvarları biraz daha canlı renklere boyamak istedim.
Gerçi başlangıçta Anthony halinden memnun görünüyordu.
Artık onunla ilgilenildiğini bilen ailesinin üstünde kurduğu
baskı yok olunca huzur bulmuştu. Ayrıca bakımevindeki yaşlılara
da neşe getiriyordu ve hepsi onu çok seviyordu. Fakat
zamanla ışığı soldu ve dış uyaranların eksikliği, kullanılmadığı
için zekâsını köreltmeye başladı. Anthony, çevresinin ortaya
çıkardığı bir sonuç haline gelmeye başladı.
Bizler gerçekten de çevremize kolayca benzeyebilen yaratıklarız.
Kendi adımıza düşünme yeteneğine ve yüreğimizin
götürdüğü yere gitmeyi seçmek için özgür iradeye sahip olsak
da içinde bulunduğumuz çevrenin üzerimizde çok büyük bir
etkisi var. Bu özellikle hayata daha bilinçli bir bakış açısıyla
bakmaya başlayana kadar daha da geçerli.
Çevrenin üzerimizdeki etkisi konusunda bir başka örnek
de, alçak gönüllü ve mutlu insanların iş yerinde bir terfi
aldıktan sonra sürekli daha fazlasını elde etme peşinde koşmaya
başlamasıdır. Yeni gelir düzeyindeki yeni arkadaşlarına ayak
uydurma arzusu genellikle insanların çevrelerine uymak için
içlerindeki bir şeyleri değiştirmesine sebep olur. Mesela, daha
önce keyifle yaşadıkları yerler bir anda yeterince iyi görünme-
meye başlar ve kendilerine daha uygun bir yere taşınırlar.
Elbette bu bazen mutluluk getirir ama her zaman değil.
Kırsal kesimden gelen birçok insan da şehir yaşamına adap-
te olur ve şehrin modasından ve yoğun hayat tarzından etkilenir.
Tabii bu, kırsal kesimin moda olmadığı anlamına gelmez.
Kesinlikle olur. Ama bu da, yaşadığınız yerden etkilendiğinizin
bir göstergesidir. Şehirlerde yetişmiş bazı insanlar da kırsal
kesimin yaşam biçimine adapte olarak hayat tarzlarını yavaşlatır,
etiketlerini bir kenara bırakır ve topraklarını çapalarken
mutluluğu kot pantolonlar ve plastik çizmelerde bulur. Nerede
olursak olalım, yeterince uzun kalırsak çevremiz bizi büyük
ölçüde etkilemeye başlar.
Yirmili yaşlarımın ortalarında çok eğleniyordum ama yirmili
yaşlarımın başlangıcı benim için çok zor olmuştu. On
dokuz yaşıma geldiğimde nişanlandım ve büyük bir ev kredisi
borcuyla birlikte ciddi bir hayata sahip oldum.

 

Cevap bırakın