Home » istanbul escort » ÇEVREMİZİN ETKİLERİ BÖLÜM 3

ÇEVREMİZİN ETKİLERİ BÖLÜM 3

ÇEVREMİZİN ETKİLERİ BÖLÜM 3.

-BİRİNCİ PİŞMANLIK-ÇEVREMİZİN ETKİLERİ 3
Dayandığım buz gibi
pencere, o an çok ihtiyacım olan serinliği sağlıyordu. Artık
kendi dünyamdaydım ve muhtemelen durumla daha kolay
başa çıkabilecektim. Zavallı kalbim, normal bir insan kalbinin
atabileceğinden çok daha hızlı atıyordu ve ben, bu geceden
sağ çıkabilmek için dua ediyordum. Kalbim bir türlü
yavaşlamıyordu. Ama tıbbi yardım almak da aklımdan geçmiyordu.
Belki de bu, bilinçaltımdaki kanuna ve yasa dışı haplara karşı
duyduğum korkudan kaynaklanıyordu. Fakat başımı geriye
atıp o buz gibi pencereye dayayarak dinlenmek, o an en çok
ihtiyaç duyduğum şeymiş gibi geliyordu.
Bir ingiliz kız, “Sen iyi misin, tatlım?” diye sordu.
Kotumun çekiştirdiği paçası, onun göz seviyesine geliyordu.
Zor olsa da onu duydum ama ağzım açık, başım arkaya
dayalı, tavanı izleyerek oturmaya devam ettim. Cevap vermek
çok zordu. Kalp atışlarım kontrol edilemez haldeydi ve
kıpırdayamıyordum.
Kız, “Tatlım, sen iyi misin?” diye ısrarla sorunca bütün
gücümü toplayarak aşağı baktım ve ona başımı salladım.
“Yanında hiç su var mı?” diye sordu. O gözden kaybolurken
ben omuz silktim. Fakat kız, elinde benim için getirdiği bir şişe
suyla geri döndü. “İç şunu” diye ısrar etti. İsteğini yerine
getirdiğimde şişeyi lavabonun musluğunda tekrar doldurduğunu
gördüm.
Hafifçe gülümsemeyi ve ona, “Teşekkürler” demeyi başardım.
Konuşmak ne kadar zor olsa da bana iyi gelmişti. Zihnimin
ve bedenimin geçirdiği krizin içinde kaybolmaktansa bir
şeye konsantre olmayı tercih ediyordum. Bir süre sohbet
etmeyi başardık. O bir melekti.
Bütün gece boyunca o pencere pervazında kaldım. Hareket
edemiyordum, kalbim hâlâ yerinden çıkacakmış gibi atıyordu
ve sırtımı dayadığım penceredeki dondurucu akşam soğuğu,
vücudumun içindeki aşırı ısıyı dengeliyordu. O harika kadın
düzenli olarak gelip durumumu kontrol etmeye devam etti.
Her gelişinde su şişemi yeniden dolduruyor ve benimle biraz
sohbet ediyordu. Hâlâ onun kim olduğunu bilmiyorum, ama
o olmasaydı başıma neler gelebileceğini düşünmeye cesaret bile
edemiyorum.
Kulübün kapanmasına yaklaşık yarım saat kala aşağı inmeme
yardım etti. Hâlâ kafam yerinde değildi ve kesinlikle hiç
eğlenmiyordum ama artık biraz daha net konuşabiliyordum.
Birbirimize gülümseyip biraz konuşmayı başardık. Durumu hafifletmeye
çalışsak da ikimiz de atlattığım şeyin ciddiyetinin farkındaydık
ve ben ona teşekkür etmek için sarıldım. Sonra arkadaşlarımı
bulmam için beni yeniden kulübe götürdü. Arkadaşlarım uzun
zamandır beni arıyordu ve gördüklerinde korkuyla rahatlama
karışımı bir duygu yaşadılar. Kız onlara, “Gözünüzü ondan
ayırmayın” dedikten sonra aralarından birine elimi verdi ve gülüm-
seyip beni öptükten sonra bize veda edip gitti.
Eve dönüş treninde arkadaşlarım birbirlerine gülmeyi ve ne
kadar muhteşem bir gece olduğu hakkında konuşmayı bırakamıyordu.
Hâlâ orada olmayı diliyor ve hapları bittiği için üzülüyorlardı.
Başımı cama dayadım ve bunun gerçekten müm-
kün olmasına daha epey vakit olduğunu bilsem de uyuyormuş
gibi yaptım. Kalbim hâlâ göğüs kafesimden çıkacakmış gibi
atıyordu ve tek düşüncem, bunun bir an önce sona ermesini
istediğimdi.
O günden sonra bir daha asla biricik bedenimin dengesini
zehirli kimyasallarla bozmadım. Aralıksız uyuduğum iki tam
günden sonra bambaşka bir kadın olarak uyandım ve bana
verilen bu büyük ders için şükrettim. Yaptığım yolculuk
yüzünden bitap düşen vücudumla tavana bakarak yatarken en
müteşekkir olduğum şey, bu maceradan sağ çıkmış olmamdı.
Artık kendime daha saygılı davranmamın ve bana verilmiş bir
hediye olan sağlığımı korumanın vakti gelmişti.
Bundan yıllar sonra bir gösterimde bana Ecstasy teklif
edildiğinde, hiç tereddüt etmeden, nazikçe reddettim. Bu artık
benim hayatıma çok uzaktı. Bir kez daha çevremin etkisinde
kaldığımı fark ettim fakat bu neyse ki yeni çevremdi. Yaşam
tarzım artık çok sağlıklıydı. Arkadaşlarımla geçirdiğim sosyal
zamanlarda sağlıklı yiyecekler yiyor, ateş başında çay içiyor,
uzun yürüyüşlere çıkıyor ve nehirlerde yüzüyordum. Bu, bana
çok daha uygun bir çevreydi. Yeni çevremden etkileniyor
olmaktan hiç rahatsız değildim.
Diğer yandan Anthony, çevresinden olabilecek en kötü biçimde
etkileniyordu. Bakımevinde kaldığı ilk yıl onu ziyarete
gittiğimde radyodan ya da televizyondan öğrendiği güncel
olaylar hakkında yorum yapmaktan hoşlanıyordu. Çok hızlı
düşünürdü ve her zaman zekice bir yorum ya da espri yapmaya
hazır olurdu. Ayrıca hayatımda neler olup bittiğiyle ilgili
hikâyeler anlatmam için beni cesaretlendirir ve bunlarla
gerçekten ilgilenirdi.
Fakat zaman içinde ışığı o kadar sönükleşti ki onu dışarı
çıkarma tekliflerimi bile geri çevirmeye başladı. Daha
önceleri, güneş ışığının keyfini çıkarıp yanımızdan geçenlerle
sohbet ederek harika vakit geçirirdik. Bazense sadece bakımevinin
bahçesinde oturup kuşları izleyerek birlikte geçirmediğimiz
zamanları telafi ederdik. Ne olursa olsun, hep kahkaha ve konuşmayla
dolu, eğlenceli vakit geçirirdik.
Ailesinden ya da arkadaşlarından biri, yeni bir şeyler öğrenmesini
ya da hayatını iyileştirmesini önerdiğinde onu dinlemeyi
kesiyordu. Bana defalarca, “Bence bu çok anlamsız” demişti.
“Burada her şey gayet iyi. Hayatı bu şekilde kabul ettim.”
Anthony, geçmişte diğer insanlara verdiği zararlar yüzünden
başına gelen şeyi hak ettiğini düşünüyordu.
“Sen, yaptıklarının bedelini ödedin, Anthony” diyordum
ona. “Hatalarından ders aldın ve önemli olan da bu.” Ama o
kendini affetmiyordu. Ayrıca kendisi için daha iyi bir hayat
kurmakla da ilgilenmiyordu. Anthony hayatının hızını ve
rutinini bakımevininkine göre yavaşlatmıştı ve toplum içindeki
normal hayata dönmek konusunda hiç arzusu yoktu. Kaybettiği
yetenekleri sanki artık hiçbir şey yapmasına gerek yokmuş
gibi üzerine bir rahatlığın çökmesine sebep olmuştu. Fakat
özürlerine rağmen hayatı dolu dolu yaşayan ve herkese ilham
veren bir sürü insan vardı. Ama o bahanelere sığınıyordu çünkü
bir daha deneyip yine başarısız olmak istemiyordu. Onu biraz
sıkıştırdığımda artık deneyecek cesarete sahip olmadığını itiraf
etti. Bir şeyi denemezse başarısız olması da imkânsızdı. İçindeki
istek tamamen tükenmişti ve Anthony güneş her gün doğup
her akşam batarken hayatını uyuklayarak harcamayı seçiyordu.
içinde bulunduğu ortam ne kadar boğucu olsa da yaklaşık
bir yıl daha arada sırada onu ziyaret etmeye devam ettim. Ama
tek taraflı arkadaşlıklar herkes için çok yorucudur ve aramızdaki
ilişki de buna dönüşüyordu. Anthony, eskiden ziyaretlerimin
arasında bana telefon ederdi fakat son zamanlarda kimseye
telefon etme isteği de kalmamıştı. Onu ziyarete gittiğimde artık
konuştuğumuz konular bağırsaklarının ne kadar iyi çalıştığı ya
da bakıcıların ne kadar kaba olduğu gibi şeylerdi. Dış görünüşü
konusundaki umursamazlığı da gözden kaçacak gibi değildi.
Anthony zamanından önce ihtiyarlamıştı ve oradaki hastaların
çoğundan en az otuz yaş genç olmasına rağmen artık dış görünüş
bakımından da tamamen ortama uyum sağlamıştı. O, çevresinin
etkisine girmişti. Bu harika adamın ışığının yavaş yavaş sönüşünü
izlemek, hayatı içinden geldiği gibi yaşamak için cesarete sahip
olmanın önemi hakkında başka bir hatırlatma oldu. Ne yazık ki
onun hayatı benim ne istemediğimin örneğiydi.
Birkaç yıl sonra erkek kardeşi bana telefon edip Anthony nin
öldüğünü söyledi. O zamana kadar hayatı hiç değişmemişti
ve aile toplantıları için bile olsa bakımevinden ayrılmayı her
seferinde reddetmişti. Kardeşinin söylediğine göre Anthony e
kimse ulaşamamıştı. Yatıp ölümü beklerken hayatı gözünün
önünden geçtiğinde son düşüncelerinin neler olduğunu merak
etmeden duramadım.
Anthony’nin yaşadığı başarısızlığının etkisi beni ileri
götürdü. Hiçbir konuda çaba sarf etmeyerek kendisine gelişmek
ya da değişmek konusunda hiç fırsat vermedi. Başarısızlığı,
denediği şeylerde başarıya ulaşıp ulaşmadığıyla ilgili değildi.
Sadece bir şeyleri denemek bile kendi başına bir başarı olurdu.
Anthony nin en büyük başarısızlığı, tamamen çevresinin
etkisi altında kalması, kendini herhangi bir konuda zorlama ve
hayatını iyileştirme isteğinin olmamasıydı. Bu, iyi ve zeki bir
insanın ve doğuştan sahip olduğu doğal yeteneklerinin boşuna
harcan maşıydı.
Yani ben de dâhil olmak üzere hepimiz çevremizden bu kadar
etkileniyorsak yapabileceğim en iyi şey şu andan itibaren
kendim için doğru ve hayatımın ilerlemesini istediğim yöne en
uygun çevreleri seçmekti. İstediğim gibi yaşamak hâlâ cesaret
gerektirecekti. Ama çevremin benim üzerimdeki potansiyel etkileri
hakkındaki bu yeni farkındalık, yolculuğumu daha kolay
hale getirecekti.
Yeni edindiğim bu farkındalık ve tazelenmiş cesaretimle yaratmakta
olduğum hayat ve seçim özgürlüğünün gücü konusunda
daha dikkatli davranmaya başladım.

Cevap bırakın