Home » istanbul escort » BİRİNCİ PİŞMANLIK

BİRİNCİ PİŞMANLIK

BİRİNCİ PİŞMANLIK.

”KEŞKE BAŞKALARININ BENDEN BEKLEDİĞİ
GİBİ DEĞİL,KENDİ İSTEDİĞİM GİBİ
YAŞAYACAK CESARETİM OLSAYDI”

Grace in en sevdiğim ölümcül hastalarımdan biri olması
hiç uzun sürmedi. O, kocaman bir kalbe sahip, ufak tefek
bir kadındı. Bu özelliği çocuklarına da geçmişti: Artık anne
ya da baba olan çocuklarının tümü hepsi aynı şekilde harika
insanlardı.Grace şehrin çok farklı bir yerinde yaşıyordu ve bu,
müşterilerim için oldukça sıra dışı bir mahalleydi.
Burası da birçokları gibi bir banliyö sokağıydı ve iki yanında da
sıralanan konaklara filan rastlamıyordunuz.
Burası hakkındaki ilk izlenimim, televizyon
dizileri için harika bir mekân olabileceğiydi, çünkü sokak,
aile enerjisiyle dolup taşıyordu. Grace in ve ailesinin sahip
olduğu özellikler arasında en sevdiklerim, hepsinin çok alçak
gönüllü ve cana yakın olmalarıydı.
Onunla geçen ilk günlerim, çoğunlukla diğer müşterilerimle
ilişkimin ilk günlerindeki gibi başladı; karşılıklı hikâyelerimizi
paylaşıp birbirimizi daha iyi tanımaya çalışıyorduk. Banyoda,
Grace’in yaşadığı saygınlık kaybına, yani başka birine poposunu
sildirmek zorunda kalmasına ve benim gibi gencecik bir
kızın bu korkunç iş dışında başka bir şeyler yapması gerektiğine
dair, benim için yabancı olmayan yorumlar havada uçuşuyordu.
Fakat ben, işimin bu kısmına alışmıştım ve bunu hem
Grace hem de diğer müşterilerim için biraz daha kolaylaştırmak
adına bu konuda yakınmamaya dikkat ediyordum. Egoyu
yok etmenin bir yolu da hasta olmakmış gibi görünüyordu,
ölümcül bir hastalığınız olduğunda saygınlık, bir daha geri
gelmemek üzere geçmişte kalır. Müşterilerim bir süre sonra bu
tip şeyler konusunda endişelenemeyecek kadar hasta olduklarında,
başka birinin popolarını silmesini kaçınılmaz olarak
kabullenmek zorunda kalıyordu.
Elli yıldan uzun zamandır evli olan Grace ondan beklenen
hayatı yaşamıştı. Harika çocuklar yetiştirmişti ve artık ergenlik
dönemine gelmiş olan torunlarının keyfini sürüyordu. Kocası,
despot tavırları olabilen biriydi ve yıllarca süren evliliklerini
Grace için epey çekilmez hale getirmişti. Kocasının birkaç ay
önce kalıcı olarak bir bakımevine yatırılması başta Grace olmak
üzere herkes için bir rahatlama olmuştu.
Grace evlilik hayatı boyunca kocasından bağımsız yaşamanın,
seyahat etmenin, onun baskısından kurtulmanın ve
temelde basit, mutlu bir hayat sürmenin hayalini kurmuştu.
Seksenlerinin ortasında olmasına rağmen yaşına göre oldukça
dinç ve sağlıklıydı. Sağlığının iyi olması ona hareket özgürlüğü
sağlıyordu ve bu, kocası bakımevine yatırıldığından beri onun
için büyük bir armağandı.
Fakat uzun zamandır bekleyip yeni bulduğu özgürlüğü,
Grace in hastalanmaya başlamasıyla sona erdi. Bu dönüm
noktasından birkaç gün sonra hâlihazırda epeyce ilerlemiş
olan ölümcül hastalığına teşhis koyuldu. Bunun daha da acı
olan yanı, hastalığının sebebinin, kocasının uzun zaman sürdürdüğü
evin içinde sigara içme alışkanlığı olmasıydı. Hastalık
hızla ilerliyordu; bir ayın sonunda Grace tüm gücünü
kaybetti ve bir kolunda destek olan biri, diğerinde yÜrüteciyle
aksayarak banyoya kadar gitmesi dışında yatağa bağımlı hale
geldi. Artık yaşamak için ömrü boyunca beklediği düşlerin
hiçbiri gerçek olamayacaktı. Her şey için çok geçti. Bunun
için duyduğu keder hiç geçmiyordu ve ona akıl almaz derecede
işkence ediyordu.
“Neden istediğim şeyleri yapmadım? Neden beni yönetme-
sine izin verdim? Neden yeterince güçlü olamadım?” Bunlar,
düzenli olarak duyduğum sorulardı. Gereken cesareti bulamadığı
için kendisine son derece kızgındı. Çocukları da ne kadar
zorlu bir hayat yaşadığını doğruluyordu ve bunun için en az
benim kadar üzgünlerdi.
“Birinin seni istediğin şeyi yapmaktan vazgeçirmesine asla
izin verme, Bronnie” demişti bana. “Lütfen, ölmek üzere olan
bu kadına bunun için söz ver.” Ona söz verdim ve bandon
olarak bağımsızlığı öğreten, harika bir anneye sahip ola
için ne kadar şanslı olduğumu anlattım.
“Şu halime bak” diye devam etti Grace. “Ölüyorum!
Ölüyorum! Özgür ve bağımsız olmak için onca yıl bekledikten
sonra çok geç kalmış olmam nasıl mümkün olabilir?” Bunun
trajik bir durum olduğunu inkâr etmenin bir yolu yoktu ve bu,
hayatım boyunca hayatımı istediğim gibi yaşamam gerektiğini
bana hatırlatan bir şey oldu.
İlk haftalarda ailesinin resimleri ve duygusal değeri olan
eşyalarıyla bezeli yatak odasında Gracele saatlerce süren
sohbetler ettik. Ama durumu hızla kötüye gidiyordu. Grace,
kesinlikle evliliğe karşı olmadığını söylüyordu. Bunun çok güzel
bir şey olabileceğini ve birlikte ders aldıklarında iki kişiyi de
geliştirebilecek bir fırsat olduğunu düşünüyordu. Karşı olduğu
şey, kendi kuşağının benimsediği tavır, yani ne olursa olsun
başladığın evliliği sürdürmen gerektiği düşüncesiydi. O da
böyle yapmıştı fakat bunun için tüm mutluluğunu feda etmişti.
Hayatını, sevgisini zaten vermesi gereken bir şeymiş gibi
gören kocasına adamıştı.
Şimdi, ölmek üzereyken, insanların kendisi hakkında ne
düşüneceğini artık hiç umursamıyordu ve bu noktaya neden
daha önce gelmediğini düşünerek çok üzülüyordu. Grace her
zaman görüntüyü kurtarmış ve hayatını, başkalarının ondan
beklediği gibi yaşamıştı. Ama artık, seçimin her zaman kendisine
ait olduğunu ve bunu korku yüzünden gerçekleştiremediğini anlamıştı.
Ona kendini affetme ihtiyacı konusunda yardım etmeyi önerdiysem de
artık her şey için çok geç olduğu
gerçeği onu üzmeye devam etti.
İşlerimin çoğu bire bir çalıştığım, müşterilerim ölene kadar
devam eden, uzun dönemli bakıcılık görevleriydi. Tabii yıllar
içinde bu uzun dönemli işlerim arasında, düzenli bakıcıları
arasında birkaç kez gördüğüm müşterilerim de oldu. Gracc’in
bu keder, umutsuzluk ve hayal kırıklığı dolu sözleri, tanıştığım
birçok kişiden duyduğum tanıdık sözler haline geldi. Müşterilerimin
yataklarının yanında otururken benimle paylaşılan tüm
pişmanlıklar vc dersler arasında, istediği gibi bir hayat
yaşamamış olmak en sık duyduğumdu. Ayrıca müşterilerim
sonun yaklaştığını fark ettikçe en çok hayal kırıklığına sebep
olan pişmanlık da bu oluyordu.
Birçok konuşmamızdan birinde, yatağında uzanan Grace,
“Çok muhteşem bir hayat filan yaşamak istediğimden değil”
diye açıkladı. “Ben iyi bir insanım ve kimseye zarar vermek
istemem.” Grace hayatımda tanıştığım en tatlı insanlardan
biriydi ve birine herhangi bir şekilde zarar vermesi mümkün
değildi. O, öyle biri değildi işte. “Ama kendim için yapmak
istediğim şeyler de vardı fakat buna cesaretim yoktu.”
Grace, isteklerinin peşinden gidecek kadar cesur davranabilmiş
olsaydı bunun herkes için daha iyi olacağını anlıyordu.
“Tabii kocam dışındaki herkes için” diyordu kendinden nefret ederek.
“Daha mutlu bir insan olurdum ve yıllar boyunca
bu işkencenin ailemizin içine işlemesini engellemiş olurdum.
Ona neden katlandım ki? Neden Bronnie, neden?” Ben bu
harika kadına sarılırken yürek parçalayan hıçkırıklarla
ağlamaya başladı.
Gözyaşları dindiğinde bana çelik gibi bir kararlılıkla baktı.
“Çok ciddiyim. Ölmekte olan bu kadına her zaman kendine
sadık kalacağına, insanlar ne derse desin hayatı her zaman
kendi istediğin gibi yaşayacak kadar cesur olacağına söz ver.
“Biz birbirimize sevgi, açıklık ve kararlılıkla bakarken dantel
perde nazikçe havalandı ve dışarıdaki gün ışığının odaya girmesine
izin verdi.
“Söz veriyorum, Grace. Zaten bunu yapmaya çalışıyorum.
Ama artık, her zaman bunu yapmaya devam edeceğime sana
söz veriyorum” diye cevap verdim yürek parçalayıcı bir dürüstlükle.
Grace, aldığı dersin tamamen boşa gitmediğinin bilinciyle elimi
tutup bana gülümsedi.

Cevap bırakın