Home » istanbul escort » BEKLENMEDİK BİR KARİYER YOLU BÖLÜM 2

BEKLENMEDİK BİR KARİYER YOLU BÖLÜM 2

BEKLENMEDİK BİR KARİYER YOLU BÖLÜM 2.

Evet, Bronnie, bakıcılık oyununa hoş geldin!
Doğal empati yeteneğim, bu işte yeni olan birine göre işi
oldukça iyi yapabilmemi sağladı. Ruth’a sadece, benim için
çok kıymetli olan kendi büyükanneme davranacağım gibi dav
ranıyordum. Ortaya çıktıkça ihtiyaçlarını karşılayarak zaman
içinde neler yapılması gerektiğini öğrendim. Devletin gönder
diği hemşire birkaç günde bir gelip bana hiçbir fikrim olmayan
konularda sorular soruyordu. Ama ona karşı dürüst davran
dığım için sonunda bana yardımcı olmaya başladı ve ondan
ilaçlar, kişisel bakım ve endüstri jargonu hakkında çok fazla
şey öğrendim.
Arada sırada patronlarım da eve uğruyordu. Müşterimin
mutlu olduğunu görmek onları mutlu etmeye yettiği için he
men gidiyorlardı. Bu kısacık sürede duygusal ve fiziksel olarak
tükenmenin eşiğine gelmiş olduğum hakkında hiçbir fikirleri
yoktu. Bunu o anda benim de fark edip etmediğimden emin
değilim.
Ruthun ailesi memnundu; çünkü onu istediği kadar şı
martıyordum. Ayaklarına masaj, ellerine manikür yapıyor, yüz
maskeleri uyguluyor ve onunla bir fincan çay eşliğinde uzun
yatak sohbetleri ediyordum. Söylediğim gibi ona kendi büyü
kanneme davranacağım gibi davranıyordum; çünkü başka tür
lüsünü bilmiyordum.
Ruth çanını gecenin bir yarısında çalardı ve ben hızla mer
divenlerden aşağı inip yatağın yanındaki lazımlığa oturmasına
yardım ederdim. İçeri girdiğimde bana, “Ah, sen şahanesin!”
derdi. Ona göre şahane olmamın sebebi, bazen yatağa saçla
rımı topuz yaparak girmemdi. Bunun sebebiyse genellikle sa
çımdaki düğümleri çözemeyecek kadar yorgun olmamdı. Ve
‘şahane’ olduğu söylenen geceliklerimin de annemin ısrarın
dan kaynaklandığını düşünüyorum.
Annem bana, “Bu hanımefendinin yanına çıplak ya da eski
geceliklerle gidemezsin” demişti. “Lütfen bunları al ve giye
ceğine söz ver. Sevgili annemin isteklerine saygı göstermek
istediğim için kendimi saten geceliklerle yatağa girerken bul
muştum. Ve gecede dört ya da beş kez yarı uyur halde Ruth un
yatak odasına girip gözlerimi açık tutmaya çabalar ve bu kor
kunç yorgunluğun sona ermesini dilerken ne de şahane olu
yordum! Ruth un bütün gün boyunca bana ihtiyacı oluyordu,
bu yüzden biraz uykumu alabileceğim birkaç saatlik boşluklar
çok nadir oluşuyordu. Evin işlerini de Ruth un öğle uykusu
esnasında ben yapıyordum.
Lazımlığında otururken bile Ruth benimle konuşmak is
terdi. Yalnız yaşadığı onca yıldan sonra sahip olduğu bu ilgi
nin her damlasına bayılıyordu. Ben de arkadaşlığımızdan keyif
alıyordum, tabii sabahın üçünde, Ruth lazımlığına çişini ya
parken otuz yıl önceki önemli bir yemek davetinde kullandığı
porselen demlik ve fincanlardan bahsettiği zamanlarda ben,
yatağıma dönme isteğiyle yanıp tutuşuyordum.
Bundan sonraki haftalarda Ruth körfezde geçen yıllarından
ve çocuklarının nasıl limanda oyunlar oynadıklarından bah
setmeye başladı. At arabalarının sessiz sokaklarda zorlanarak
ilerlediği, süt ve ekmek dağıtımı yaptığı zamanları anlattı. Pa
zar günleri bütün mahallenin en güzel giysilerini giyip kiliseye
gittiğini söyledi. Ruth çocuklarının küçüklüğünden ve uzun
zaman önce ölen kocasından da bahsetti. Benim de çok sevdi
ğim kızı Heather birkaç günde bir uğrardı ve bu ikimizin de
havasını değiştirirdi. Ruth’un oğlu ve ailesi şehir dışında yaşı
yordu ve Heather arada sırada erkek kardeşinden bahsetmese,
onun var olduğunu bile unutmak çok kolaydı. Oğlu, annesi
nin hayatında aktif bir rol oynamıyordu.
Dul bir kadın olarak geçirdiği on yıllar boyunca Ruth’un
dayanağı Heather olmuştu. Ruth’un ağabeyi James de yardım
cı oluyordu. Her akşamüstü, yaklaşık yarım kilometre uzakta
ki evinden yürüyerek bize gelirdi. Saatinizi, onun ziyaretlerine
göre ayarlayabilirdiniz. Ayrıca istisnasız her gün, aynı süvete
ri giyerdi. James seksen sekiz yaşındaydı ve hiç evlenmemişti.
Arada bir karışabilen aklıyla harika bir karakterdi ve onu ta
nıyıp hayatının basitliğinin tadını çıkarmış olmak benim için
gerçekten de bir zevkti.
Fakat Ruth bir türlü iyileşmiyordu ve bir ayın sonunda hâlâ
yataktaydı. Birçok yeni test yapıldı ve ancak o zaman Ruth’un
ölmekte olduğunu öğrendim.
Gözlerimde yaşlarla limanda yürürken her şey gerçek dı
şıymış gibi geliyordu. Çocuklar, sığ sularda oyun oynuyordu.
Koyun üstündeki üst geçit, üzerinden mutlu insanlar geçtikçe
hafif hafif sallanıyordu. Feribotlar, her zamanki rotalarında şe
hir merkezindeki Circular Quaye doğru ilerliyordu. Ben rü
yadaymış gibi yürürken piknik yapan bir grup insandan bir
kahkaha sesi yükseldi.
Ayaklarım neredeyse suya değecek şekilde bir kum taşı
tepesinin üstüne oturdum ve üzerimdeki harika gökyüzüne
baktım. Güneşin sıcaklığının bir merhem gibi üzerinizi sar
dığı o mükemmel kış günlerinden biriydi. Sydney’in kışı asla
dondurucu soğuklar yaşatmaz ve kışları, Avrupa’nın kışlarına
benzemez. İnce bir mont giymenin yeterli olduğu harika bir
gündü. Ruth’la kurduğumuz bağ yüzünden onun ölmekte ol
duğu düşüncesi beni bu kaçınılmaz acının ağırlığıyla gözyaş
larına boğmuştu. Onu kaybedeceğimi öğrendiğimde ilk tep
kim şok olmaktı. İçi sağlıklı ve mutlu insanlarla dolu bir yat
önümden geçerken gözyaşlarını sessizce akıyordu. Sonra bir
anda, son anına kadar yanında olan bakıcısının ben olacağımı
fark ettim.
Önce bir sığır, sonra da bir koyun çiftliğinde büyüdüğüm
için ölmekte olan ya da ölmüş birçok hayvan görmüştüm. Bu
benim için yeni bir şey değildi; fakat yine de bu konuda hâlâ
çok hassastım. Ama içinde yaşamakta olduğum, modern top
lumun yarattığı Batı kültüründe, bizler ölmekte olan insanlar
la sık sık karşılaşmayız. Batı kültürü, insanın ölümünün gün
lük hayatın görünebilir bir parçası olduğu diğer bazı kültürler
gibi değildir.
Bizim toplumumuz ölümü, neredeyse inkâr denebilecek
düzeyde dışarıda bırakmıştır. Bu inkâr, hem ölmekte olan ki
şiyi hem de onun ailesi ve arkadaşlarını böylesine kaçınılmaz
olan bir şey karşısında tamamen hazırlıksız kılar. Hepimiz öle
ceğiz. Fakat ölümün varlığını kabul etmek yerine bunu sak
lamaya çalışıyoruz. Sanki hepimiz kendimizi, göz önünde ol
mayan şeylerin gerçek olmadığına ikna etmeye çalışır gibiyiz.
Ama bu işe yaramıyor; çünkü hepimiz bunun yerine kendimizi
görünen hayatımız yoluyla anlamlı kılmaya ve korku dolu ey
lemlerde bulunmaya devam ediyoruz.
Zamanı gelmeden önce kendi kaçınılmaz sonumuzu dü
rüstçe kabullenebilseydik, önceliklerimizi çok geç kalmadan
değiştirebilirdik. Bu, bize sahip olduğumuz enerjiyi; gerçekten
değerli olan şeylere harcamamız için bir fırsat verirdi. Zama
nımızın kısıtlı olduğunu ve bunun yıllar mı, haftalar mı yoksa
saatler mi süreceğini bilmediğimizi bir kez kabullendiğimiz
de egomuz ya da başkalarının hakkımızda ne düşündüğü bizi
daha az yönlendirir. Bunun yerine bizi yönlendiren şey, ger
çekten yürekten istediğimiz şeyler olmaya başlar. Kaçınılmaz
ve yaklaşmakta olan ölümümüzü kabullenmemiz, kalan vak
timizde daha büyük amaçlar ve daha derin bir tatmin bulma
fırsatı sunar.
Toplumumuzun bu inkâr konusunda ne kadar kararlı bir
tavır sergilediğini artık biliyorum. Ama o güneşli kış gününde
bu durum, Ruth’un başına gelecekler ve bir bakıcı olarak benim
bu konudaki rolüm hakkında beni tamamen bilgisiz bırakmış
tı. Başımı yeniden kum taşından duvara dayayıp Tanrı ya bana
güç vermesi için dua ettim.

Cevap bırakın