Hoşgeldiniz ziyaretçi! [ Kayıt Ol | Giriş yap

 

YATAGIMDAKİ KADIN – 3 –

  • İlan Tarihi: 23 Mart 2013 15:36

Açıklama

– Stall.

– Doğru buraya mı çıktınız?

– Evet.

Sonra yavaşça:

“Allah hepimizin kusurlarını affetsin?” diye mırıldandı.

VVilliams adamın gözleri içine bakarak:

– Mister Rider… Vahşice işlenmiş bir cinayetin karşısında bulunuyoruz ve katili arıyoruz. Bu hususta bize bir bilgi verebilir misiniz? dedi.

Fakat o:

– Bu kadın günahkâr öldü. Hepimiz, hepimiz günahkârız, diye mırıldandı ve koşa koşa merdivenleri indi.

Avukata:

– Buna ne dersiniz? diye sordum.

– Ne diyeceğim. Adam zır deli, dedi.

O sırada bir otomobil durdu. Doktorla komiser Beef içeri girdi. Doktor cesedi kısaca muayene edip aşağı indi. Thurston’un yanına gittik:

– Zavallı dostum, dedi. Size yardım etmek için elimizden geleni yapacağız. Yalnız sizin burada oluşunuz bize mani oluyor. Ne olur sözümü dinleyin.

Thurston bu emre bir çocuk gibi uyarak ayağa kalktı. Doktor bu evin dostu olduğundan uşağa dönerek:

– Efendinizi odasına çıkarın ve istirahatine bakın! emrini verdi.

Thurston’un bu bitkin hali bana dokunuyordu. Her zaman ne kadar neşeli ve ikramcı bir ev sahibi idi.

O çekildikten sonra doktor;

– Bıçak gayet kuvvetle saplanmış! dedi. Öleli yarım saat kadar oluyor. (Saat on ikiye on vardı). Ölüm saatini tam tespit etmek mümkün değil tabii. Fakat aşağı yukarı onbirle onbir buçuk arası olacak. Katil kim?

Katilin kim olduğunu bilmediğimizin farkında değildi. Tabiib, bu kadar kalabalık bir evde katil nasıl yakayı ele vermiştir diye düşünmüştü. Verdiğimiz bilgi onu bir türlü kandırmadı.

VVilliams:

– Evet, imkânsız gibi görünüyor ama durum böyle, dedi.

Komiser Beef o sırada odaya girdi. 50 yaşlarında iri yarı bir adamdı.

– Cesedi muayene ettim ve bir neticeye vardım, dedi.

VVilliams:

– Ne? Ne ettiniz? diye sordu.

– Cesedi, kan lekelerini ve bıçağı muayene ettim ve bir neticeye vardım diyorum, dedi.

Hayretle:

– Yani cinayeti kimin işlediğini biliyor musunuz? diye sordum.

– Henüz o kadar ileriye gitmedim. Yalnız yapılacak şeyi yaptım, dedi.

Nefsine olan bu itimadı sinirime dokundu.

– Bir an önce Scotland Yard ile temasa geçseniz iyi olur, dedim.

O gene kati bir tavırla:

– Belki de buna lüzum kalmaz, dedi.

Bütün kasaba halkını tanıyan doktor:

– Bu saçma gurura ne lüzum var? dedi. Bu sizin göreceğiniz bir iş değil. Bakalım Scotland Yard bile bu işin içinden çıkabilecek mi? Hemen telefon edip haber vermeli.

Komiser:

– Ben vazifemi bilirim, dedi.

Doktor kızmıştı.

– Siz galiba bu gece kafayı tütsülemişsiniz, dedi. Gidip emniyet amirini göreyim.

Komiser hiç aldırış etmedi.

– İstediğinizi yapabilirsiniz, dedi. Ben bu efendilere evden çıkmamalarını rica edeceğim. Uşaklar ve hizmetçilere de aynı tembihte bulunacağım ve yarın gelip sorguya başlayacağım. Şimdilik isimleri kaydedeyim.

Cebinden kalın bir defter çıkardı ve hepimizin isimlerini, soyadlarını yazdı ve sonra çıkıp gitti.

VVilliams doktora:

– Bu Rahip Rider ne biçim adamdır? diye sordu.

VVilliams:

– Anlamadığım bir şey var dedi. Cinayet işlenir işlenmez, ölünün yanına nasıl gelebilirdi.

– Belki evden biri telefon etmiştir.

– İmkânsız, telefon işlemiyor. StalPı çağırıp soralım. Kapıyı onun açtığını iddia ediyor.

Stall içeri girdi. Kendini toplamıştı. Hücumun hangi taraftan olacağını anlamak için hepimize ayrı ayrı baktı.

VVilliams:

– Stal bu gece Rider’e kapıyı açtınız mı? diye sordu.

– Evet efendim. Vakadan, on dakika sonra.

– Kimi aradı.

– Doktor Thurston’u.

– Onu salona mı aldınız?

– Hayır efendim, hizmetçi kız o sırada bayılmıştı. Kapıyı açar açmaz mutfağa koştum. Ötesini bilmiyorum.

Bir şey anlayamamıştık. Nihayet gidip yatmaya karar verdik.Tam odadan çıkacağımız sıra Strickland, Norris’edö-nerek:

– Cinayet hakkındaki nazariyeleriniz boşa çıktı, dedi.

Yemekten önceki münakaşamızı tamamıyle unutmuştum. Birden hayretle sıçradım. Norris:

– Evet, evet haklısınız, yanılmışım! dedi.

Sonradan birden gülmeye başladı. Kahkahaları gittikçe yükseliyordu. Yanı başında ayakta duran Doktor Tate çenesine bir yumruk indirdi. Norris birden sustu.

Doktor:

– Buna müteessirim fakat sinir buhranlarında en iyi çaredir, dedi.

– Çok mutaassıp bir rahiptir. Bana kalırsa bir az

Ertesi sabah, erkenden her cinayette derhal boy gösteren dedektifler sökün etmeye başladı. İlk gelen Lord simon Plimsoll oldu. Güzel hususi otomobiliyle kapıya dayandı. Bana en pahalı purolardan bir tane ikram etti ve vakayı anlatmamı istedi. Hikâyemi bitirince içini çekerek:

– Gene şu mahut kapalı oda hikâyelerinden biri! dedi. Ben de yeni bir şey bulacağımı sanıyordum.

Salona girdi. Etrafa bir göz attı.

– Demek bu odanın üstündeki odada oldu? Dışarıda hiçbir ayak izi yok mu?

– Hayır, dedim ve onu bahçeye götürdüm. Kırık ampule dikkatle baktı. Pencerelere göz gezdirdi. Toprağı muayene etti. Tekrar gerileyip gözlerini pencerelere dikti. Ona dikkatle bakıyordum. Onunla on yıl önce tanışmıştım. Hiç değişmemişti. Birçok sırları bildiği gibi belki genç kalmanın sırrını da keşfetmişti!

Lord Simon geldikten sonra Mary Thurston’un odasında geçirdiğim o korkunç dakikaları unutmuştum. Müthiş bir heyecan içinde idim. Birinci sınıf bir dedektifin yanında çalışmanın verdiği heyecan olacaktı bu.

– Bahsettiğiniz pencere hangisi idi? diye sordu.

VVilliams ile evin planını çizmiştik. Ona planı gösterdim.

– O gece şiddetli bir rüzgâr olduğunu söylemiştiniz.

– Evet.

– Salondan rüzgârın sesi duyuluyor muydu?

– Mükemmel…

– Ya Williams odayı aradığı sırada siz kapının önünde dururken rüzgâr duyuluyor muydu?

– Sahi, işitiliyordu.

Yukarı çıktık. Acaba ne gibi keşiflerde bulunacak diye düşünüyordum.

– İşte odanın önündeyiz, dedim.

– Yukarı kata çıkalım, dedi. Sandık odasını görmek istiyorum.

Odayı gözden geçirdikten sonra pencereye gitti ve dışarıya bakarak:

– Cazip manzara!., diye söylendi.

Sonra tjana dönerek:

– Şimdi bu sandıkları karıştıracağız bana yardım edin, dedi.

– Fakat, Doktor Thurston, diye itiraz edecek oldum.

Alaylı bir gülüşle sözümü kesti.

– siz bana yardım etmeye bakın!

Sandıklarda bizi alakadar edecek bir şey bulamadık.

– İçerisi meyvaların muhafaza edildiği oda değil mi?

– Evet, dedim.

İçeriki odaya gittik. Elmalar, birbirine dokunup çürümelerine mani olmak için aralıklı mesafe ile dizilmişlerdi.

Lord Simon eğilerek bir elma aldı.

– Bakın, yeni ezilmiş dedi.

Elmaları gözden geçirmeye başladı. Telaşlandım.

– Hepsini mi muayene edeceksiniz? diye sordum.

– Hayır, dedi ve elmaların arasından geçerek bir su deposunun önünde durdu. Acaba yeni bir ceset mi arıyordu. Elini depoya soktu ve kalın bir ip çıkardı.

– İlk keşfimiz! dedi. Bu işi görmüş mü idiniz?

– Jimnastik salonuna ait olmalı dedim.

– Bununla pencereye tırmanmışlar.

– Fakat, diyecek oldum.

Hemen kolumdan tutarak:

– Haydi, aşağıya ginelim, cesedi muayene etmenin sırası geldi, dedi.

• Odadan çıkmadan önce pencere kenarlarını iyice muayene etmeyi unutmadı. Mary’nin odasında Komiser Beef’i bulduk. Lord simon neşeli bir tavırla ona hatır sordu.

Beef:

– Bu kadar küçük bir mesele için rahatsızlığa katlanacağınızı ummazdım.dedi. Vaziyet gün gibi aşikâr Lord simon?

– Öyle mi zannediyorsunuz? dedi.

– Tabii öyle.

– Buraya niçin geldiniz öyle ise?..

– Kan lekelerini muayene etmek istiyordum.

Lord Simon duvarlara vuruyor, pencereyi, yatağı her şeyi gözden geçiriyordu. Tuvalet aynasına doğru eğildi. Aynayı koklayınca aksırmaya başladı.

– Aman ne berbat şey!., diye söylendi. Bunun farkına varmamıştınız değil mi polis efendi? Bu evde kim enfiye çekiyor?

– Stall olsa gerek, dedim. Bir kere enfiye çektiğini görmüştüm.

Lord simon saatine bakarak:

– OooL Öğle olmuş. Gidip yemek yiyeyim, dedi. Kapıya kadar kendisini geçirdim. Çıkarken yandaki küçük pencereye bakarak:

– Geceleri bu perdeler kapanır mı? diye sordu.

Ben farkında değildim. O sırada oradan geçmekte olan Stall cevap verdi.

– Hizmetçinin vazifesidir ve ekseriya kapamayı unutur, dedi.

– Dün gece kapalı mıydı?

– Zannetmiyorum.

Lord Simon:

– Teşekkür ederim, diyerek sakin adımlarla uza Oaştı.

Meşhur polis hafiyesinin arabası gözden kaybc duğu sırada, bıçağı bulduğum tarafta iki büklüm olmuş ı Ufak tefek

bir adam gözüme ilişti. Saçsız başı bir yumurtaya benziyordu. Onu derhal tanıdım. Yanına sokuldum.

– Yanımlıyorsam Fransız Polis Hafiyesi Mister Amarante değil mi?

Gözlerini kaldırarak ciddi bir tavırla:

– Evet dostum, karşınızdaki büyük Amarante’dir, dedi.

– İsmim Towsend’dir,dedim. Size bir faydam dokunabilir mi?

Meşhur bir dedektifin nasıl çalıştığına şahit olmuştum.

Şimdi başka bir şöhretin nasıl çalıştığını görmek de fena olmayacaktı.

– Tabii bana yardım edebilirsiniz! Ben henüz geldim.

Bütün olan bitenleri anlatmak hevesiyle:

– O halde vaziyeti bilmiyorsunuz, diye başlayacak oldum. Derhal sözümü kesti.

– Sizin bildiklerinizin hepsini, hatta bir az da fazlasını biliyorum dostum!.. OooL Oooo!. İşte, tamam, diye söylendi.

Bu son sözleri beni şaşırtmıştı.

– Affedersiniz, fakat henüz geldiğinize göre her şeyi öğrenmiş olmanıza imkân yok. Ben öğleye kadar Lord Simon Plimsoll ile beraberdim. Çok mühim şeyler buldu.

– Plimsoll?.. Şu amatör mü?.. (Bir kahkaha attı). Ne buldu bakalım? İpi değil mi?

Afallamıştım.

– Nereden biliyorsunuz?

• Nereden mi biliyorum?.. Ben meşhur Amarante değil miyim? Bunlar ehemmiyetli şeyler değil. İp nerede bulundu?.. Su deposunda değil mi?

– Evet, orada bulundu, size kimsöyledi.

Omuzunu silkti.

– Sanki birinin bana söylemesi lazımmış gibi. İp, su deposundan başka nerede olabilirdi ki?

Verecek bir cevap bulamadığımdan susuyordum.

– Haydi dostum garaja gidelim, dedi.

 

 

Etiket yok

2882 gösterim, 1 gün

  

İlan ID: Yok

Sorun bildir

İsteğiniz işlenirken, lütfen bekleyin....

Bir Cevap Bırakın

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Popular ilanlar