Hoşgeldiniz ziyaretçi! [ Kayıt Ol | Giriş yap

 

DUYGULARIN RENGİ 3-

  • İlan Tarihi: 17 Mayıs 2013 17:35

Açıklama

DUYGULARIN RENGİ 3-

başını öperdi. Canım efendiminin yerini, “Bunu mu özle-
mişim?” sorusu, aranan masalcı ninenin yerini masalın
cadısı alırdı.
O zaman özlem duymayalım mı.7 Hayır! Özlemek ve öz-
lenene kavuşmak mutluluklardan biri. Yeter ki gerçeği öz-
leyelim, yeter ki özlerken gerçekçi olabilelim. Bazen evlili-
ğin sandığımız kadar masal dünyası olmadığını, bekarlığın
da isteklerimize kavuşma özgürlüğü olmadığını bilelim.
Eğitimin yetmediğini, eğitimsizliğin ise olumsuzluğunu bi-
lerek, paranın mutluluk getirmediğini, parasız da sorun
olabileceğini, sürekli evden uzak olmanın cazip olabileceği-
ni, ama gezmek için çok uzağa gitmek gerekmediğini bile-
rek özleyelim. Bilerek özleyelim ki, özlem acı değil, çaba ge-
tirsin, heyecan getirsin, başarı getirsin. Sıla biziz, olumsuz-
luklarıyla, yanlışlarıyla, eksikleriyle biz ve bizim parçaları-
mız. Onu özlerken gerçekleriyle hayal edelim ki, kavuştuğu-
muzda evimizde olduğumuzu, bizi bulduğumuzu hissedebi-
lelim. Sevgili, paylaşmak demektir, duymak demektir, kız-
gınlıklara, kırgınlıklara katlanabilmek demektir, olumsuz-
luklarına karşın seçtiğimiz demektir, istediğimiz demektir,
yansıtabildiğimiz değer demektir. Onu özlemek için yitir-
meyi, uzak kalmayı, gitmesini beklemeyelim. Yanımızday-
ken, yüreğimizdeyken, bizimleyken özleyebilelim. Özleyebi-
lelim ve bunu ona söyleyebilelim ki sevgi, aşk, özlem, mut-
luluk ve sevgili de bizim olabilsin.Korku, hayret, üzüntü, tiksinti, umut, sevinç, kabul edil-
me ve öfke… Duygularımız, yani bizi bir davranışa yönel-
ten, çevresel beklentilere uyum sağlamamıza yarayan duy-
gular. Bizi bir davranışa yönelten ama davranışın ne oldu-
ğuna bizim karar verebileceğimiz hisler. Öfke de bunlardan
biri. Genellikle düşmanlığa ve saldırganlığa yol açan bir
duygu. Becerebiliyorsanız şair gibi öfkeyle ama inadına şiir
yazmak olabilir sonucu. Ama çoğunlukla tehlike oluştu-
ğunda öfkelenir ve saldırarak o tehlikeyi yok etmeye çalışı-
rız. Bazen öfke saldırganlığa değil, hiddete dönüşür. Aslın-
da birbirlerine yakın duygulardır ama şiddetleri aynı değil-
dir. Öfkelenmek doğaldır, yeter ki kontrolden çıkıp, yıkıcı
bir duygu haline gelmesin, yeter ki diğer insanlarla ilişki-
mizi, iş yaşamımızı, okul hayatımızı bozmasın, yeter ki
kontrol edebilelim ve yönetebilelim.
“Öfke nöbetlerine girdi,” deriz, bağırıp tepinen, ağla-
yan, başını duvarlara vuran küçücük çocuğumuz için. Öf-
ke duymayı o yaşlardan itibaren biliriz çünkü. 2-3 yaşların-
da bu öfke nöbetlerinin nedeni duygu ve düşüncelerimizi
yeterince anlatmamamızdır. Anne-babamızın bizi anlaması-
nı ve sakinleştirmesini isteriz. Büyüdüğümüzde de duygu
ve düşüncelerimizi anlatamamak öfke yaranr. Ama artık
bunun nedeni gelişimsel yetersizliklerimiz değildir, dil bil-
gimiz, yaşam deneyimimiz yetmiyor diye diğerlerinin anla-
yıp, bizi sakinleştirmelerini beklemeye 2 yaşında olduğu gi-
bi hakkımız yoktur. Çünkü duygu ve düşüncelerimizi, hat-
ta öfkemizi doğru anlatmayı öğrenecek kadar büyümiişüz-
diir. Demek ki küçük yaşta öfkenin nasıl kontrol edileceği
öğretilmeli insanlara. Bunu öğretmeye öfkelerini kontrol
edebilen erişkinler olarak, örnek olmakla başlayabiliriz.da ifade edebileceği, bunun birçok yolu olduğu, şiir yaza-
masa da resim yapabileceği, küseceğine konuşabileceği an-
latılmalı, anlatılmalı ki erişkin olduğunda öfkesine yenil-
mesin, öfke onu değil o öfkeyi idare edebilsin.
Engellendiğimizde, hayal kırıklığına uğradığımızda, fi-
ziksel zarar gördüğümüzde, haksızlık yapıldığında, tehdit
edildiğimizde, beklenmedik anda gelip yaşamımızı alt üst
eden felaketler karşısında öfkeleniriz. İşte o andan sonra
öfkeye karşı göstereceğimiz davranışı seçme zamanıdır. Öf-
kemizi bastırabiliriz, anlatabiliriz ya da dindirebiliriz. Bastı-
rırsak ne zaman ortaya çıkacağını bilemediğimizden kont-
rolümüzde olmaz. Arada işe yarasa da, ya patlayarak çıkar
ortaya ya da kalp, tansiyon gibi hastalıklarla hep sizinle ka-
lır, size yönelir sonunda. Ve dindirmeye çalışabilirsiniz öf-
kenizi, kendinizi sakinleştirmeye çalışır, çarpıntınızı, nefe-
sinizi ayarlar öfkenizi azalnrsınız. Ama en doğrusu anlata-
bilmektir öfkeyi. Saldırmadan, kırmadan, yıkmadan anlata-
bilmek. Kontrolsüz akmasına izin verip, “Oh, öfkemi bo-
şalttım, rahatladım,” diye kendinizi kandırmak değil, öfke-
nin nedenini bulup onu çözmeyi başarabilmek en doğru-
sudur. Öfkeli olduğumuzda her şey başka görünür. Ya her
şey bitmiştir, ya da biz çok haklıyızdır ve herkes yanlış yap-
maktadır. Oysa bunlar çözüm getirmediği gibi, öfkemizi
arttıran düşüncelerdir. Bu durumda öfkemiz yanlış bir dav-
ranışa, sözel ya da bedensel saldırganlığa dönüşebilir. Bazı
sözler vardır, kontrolsüz öfkenin sonucu oluşan davranışın
zararlarını anlatmaya çalışan: “Keskin sirke, küpüne zarar”,
“Öfkeyle kalkan, zararla oturur” gibi. Hem saldırganlığın
çözüm olmadığını, hem de öfkenin kendimize yönelip za-

İlan ID: Yok

Sorun bildir

İsteğiniz işlenirken, lütfen bekleyin....

Bir Cevap Bırakın

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.

Popular ilanlar